Yaşlı ve çirkin bir tüccar; karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için
olağanüstü güzel, ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş...
Sabaha karşı, yaşıl adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın,
soyguncu dostlarını çağırmış.
Ne var ki tüccar, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı
koymaya, dövüşmeye başlamış. Haydutlar hem kalabalık, hem de işinin
ehliymiş.Onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. Ancak ne kadar vururlarsa,
bu zayıf ve çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin hiç iz
bırakmadığını görmüşler...Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler...Ancak en
keskin bıçak, en acımasız kılıç bile tüccara hiç bir şey yapamıyormuş....
Sonunda korkup kaçmışlar....
Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevi gücünden etkilenmiş,
bir kez daha -ama bu kez aşk adına- tüccarla sevişmek istemiş.
Onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış...
Gelgelelim güzel kadının her dokunuşunda tüccarın bedeninde yeni bir yara
beliriyormuş. Dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralarmış
bunlar... İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar.
Sonunda tüccar kanlar içinde kadının kollarına yığılmış, ölmüş....
Tam bu türden hayatlar yaşamıyor muyuz ?
Aşktan bunca korkmamız bu yüzden değil mi ?
Kimsenin kollarında yığılıp can vermek istemiyoruz.
Çünkü zaten, her yanımız "kılıç yaralarıyla" dolu.
Ama bir şekilde kapanmış,kabuk bağlanmış yaralar onlar....
Nasıl yapmışsak yapmışız üstesinden gelmişiz...
Ama biri, kabuk tutmuş yaraları okşamaya başladığında, cırt diye
açılıveriyor ve oluk oluk kanama başlıyor yeniden....
Birine teslim olduğumuzda, anlatmaya başladığımızda, içimizi döktüğümüzde
bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıveriyor....
O yüzden değil mi içimizi tutmamız?
Birisine teslim olmaktan korkmamız? Ortalıkta tedirgin ve gergin dolanmamız?
"Anlatsam mı, anlatmasam mı?" kararsızlığımız
"Bu sevgi beni acıtır mı?" kuşkularımız....
Her zaman seni üzecek birileri olacaktır. Yapman gereken insanlara
güvenmeye devam etmek, kime iki defa güveneceğini iyi seçmek....
Gabriel Garcia Marquez
YARALARA DAİR
Yaşlanıyor muyuz?
>> Bugün üniversite ögrencilerinin çogunlugunu 1986
> >>
> >>dogumlular ve daha küçükler olusturuyor. "Gençlik" onlara deniyor.
> >>
> >>-Onlar için Soguk Savas bir bilgisayar oyunu.
> >>
> >>-AIDS dogduklarindan beri var.
> >>
> >>-CD dogduklarindan beri var.
> >>
> >>
> >>-Michael Jackson onlar dogdugunda beyazdi.
> >>
> >>-Bülent Ersoy onlar dogdugunda kadindi...
> >>
> >>-Eski filmlerde Ajda Pekkan'i görseler tanimazlar.
> >>
> >>-Küçük Emrah'i, Emrah'in gayrimesru oglu saniyorlar.
> >>
> >>-Ridvan Dilmen onlar için sadece bir TV spor
> >>yorumcusu ve ona neden "seytan" dendigini bilmiyorlar.
> >>
> >>-Kenan Evren onlar için tonton bir ressam.
> >>
> >>-Onlar için "Çarli'nin Melekleri" ve "Görevimiz
> >>Tehlike" sadece
> >>geçen
> >>senenin yeni vizyon filmleri.
> >>
> >>Siyah beyaz bir bilgisayar ekrani olabilecegini
> >>düsünemezler.
> >>
> >>
> >>-Pac-Man'i bilmezler.
> >>
> >>-Amiga ve Commodore 64'leri olmadi hiç.
> >>
> >>-Siyah beyaz bir televizyon olabilecegine
> >>inanmazlar ve uzaktan
> >>kumanda olmadan nasil kanal degistirilecegini bilmezler.
<******>******>
> >>
> >>
> >>-Balkonda hiç anten ayari yapmadilar.
> >>
> >>
> >>-Sadece tek bir kanalin günde belirli
> >>saatlerde yayin yaptigi dönemlerde dinozorlarin da
> >>yasadigini düsünürler.
> >>
> >>
> >>-Dallas'? sadece NBA maçlar?ndan bilirler
> >>
> >>-Flamingo Yolu ise sadece bir bar adi olabilir onlar için.
> >>
> >>-John Travolta'yi hep balik etli ve yuvarlak hatli
> >>olarak gördüler ve
> >>onun nasil olup da bir dans ilahi olabildigini hayal bile edemezler.
> >>
> >>-Ve bizlerin de üniversitedeyken cep telefonsuz nasil
> >>yasayabildigimize akil erdiremezler.
> >>
> >>
> >>- Simdi bakalim yaslaniyor muyuz bir görelim.....
> >>
> >>1.Yukarida yazilanlari anliyor ve gülümsüyorsun.
> >>
> >>2. Artik disarda geçirilen bir gecenin ardindan
> >>ögleden sonraya kadar
> >>uyumaya ihtiyacin var.
> >>
> >>3. Arkadaslarin bir bir evleniyor.
> >>
> >>4. Küçük çocuklarin bilgisayarla nasil çok rahat oynayabildiklerine
> >>her zaman hayret ediyorsun.
> >>
> >>
> >>5. Liseli gençlerin ellerinde cep telefonlarini
> >>görünce kafani salliyorsun.
> >>
> >>6. Isine her geçen gün daha çok baglaniyorsun.
> >>Artik o senin
> >>hayatin.
> >>
> >>7. Arkadaslarinla hergün telefonda daha az vakit geçiriyorsun.
> >>
> >>8. Zaman zaman arkadaslarinla bulusup, beraber
> >>yasadiginiz komik anilari tekrar tekrar anlatip,eski güzel günleri
> >>yadediyorsun.
YAŞLANIYOR MUYUZ:)
ALINTI BİR YAZI
Okuduğum ilkokulun kantininde simit ve Çamlıca gazozu dışında bir şey yoktu, zaten o zamanlar çocuğa haftalık vermek diye bir şey de yoktu. Gene de bakkala gidişlerimde kalan para üstlerini haftalarca biriktirip, tüpte şokella alıyordum. Onca zaman para biriktirilerek alınan ve bitmesin diye gıdım gıdım yenen o tüpte şokellanın tadını hala hiçbir şeyde bulamıyorum.
Ben şanslıydım, babam denizciydi. Seyir dönüşleri bana envai çeşit oyuncak getiriyordu Avrupa'dan. Ama o zamanın çocukları bile bir tuhaftı, ben mahalledekilerle paylaşmayınca o oyuncaktan da zevk almıyordum. Hala gazoz kapaklarını taşla düzeltip, bugünün TASO'larına benzeyen şeyler yapıyordum. Dokuztaş, misket, kukalı saklambaç, hele o "en de tura bir iki üç güzellik", unutulur gibi değildi.
İnşaatlardan sökülen paslı çivilerle oynanan toprağa çivi saplamaca gibi tamamen yokluğun tetiklediği yaratıcılık örnekleri. Sokaklar bizim, dert yok, tasa yok, oyuncak yoktu, olsa da devir hesap devri alacak para yoktu ve eğlence yaratıcılığımıza kalmıştı. Yaz günleri, sabahtan akşama kadar sokaktaydık. "Sokağa Çıkmak" diye bir deyim vardı.
Hayat o kadar güzeldi ki, ilk aşkıma dört yaşında vurulmuştum. Net hatırladığım bir sahne var: Adi Yalın. Babası ona iki tekerlekli bisiklet almış ve bana "Yarın seni de bindireceğim" diye söz vermişti. Bindim mi? Hatırlamıyorum, sonra taşındılar mahallemizden. İkinci aşkım, alt katımızda oturuyordu. Bir gün incir toplayacağız diye, Çengelköy sırtlarında kaybolmuştuk birlikte.
Diyarbakırlı Kürt bir Karpuzcumuz vardı . Salı Cuma karpuz, kavun getirirdi kamyonla. "Kavun ye bal ye" diye bağırırdı. Hakikaten de o kavun bal gibiydi. Hele o zamanın çilekleri, bir reçel kaynadı mı, değil apartman mahalleyi sarardı o nefis çilek kokusu. Reçel yapılacak çilek neredeyse bir gün boyunca beş altı kez suyu değiştirilerek kovalarda bekletilirdi toprağı çıksın diye. Üstelik suya da rengi geçmezdi. Şimdi çilekler toprakta yetişiyor ama toprağa değmeden büyüyor. Belki de o yüzden ne tadı var ne de kokusu.
Siyah beyaz ve tek kanallı televizyon, küçücük parmaklarımızın arasında kaybolana dek bıçakla yontulan kalemler -ki kalemtıraş kullanmak israftı, sınıflardaki çöp kovası onu kalem açma kuyruklarını unutan var mı?
Plastik ilkel beslenme çantaları ve okula götürülmesi yasak olan muz. Hele iç içe gecen halkalardan oluşan ve her zaman akıtan o plastik bardaklar, kâbusumdu benim. Uçlu kalem geldiğinde memlekete, uzay mekiği gibi bakmıştık ve onun ucu da uzay mekiği fırlatma rampası gibi kavrardı kapkalın kalem uçlarını.
Bunların her biri güzel birer anı, 30 lu yıllarını sürenler için. 40 lı yıllarını sürenler için o dönem, terörle özdeş. Zira çoğu Üniversiteyi ya zar zor bitirdi, ya da ayrılmak zorunda kaldı. 50 üzeri için ise hatırlanmak bile istenmeyen günler. Çünkü onlar çocuk okutmak ve yaşam mücadelesi vermek zorundaydı, onca yokluğa, parasızlığa ve kardeş kavgasına rağmen. Sadece çocuklar o yılların tadını çıkardı, sadece çocuklar mutlu ve umarsızdı ve sadece çocuklarda hatırlanası güzellikler bıraktı.
O dönemin çocukları, şimdi çocuk yetiştiriyor. Sahip olamadıkları oyuncaklarla dolu çocuklarının odaları. Yedikleri dayakların inadına seslerini bile yükseltmiyorlar çocuklarına. Dizlerinden, dirseklerinden yara kabuğu eksik olmayan o zamanın çocukları, çocuklarından kan alınırken fenalaşıyorlar. Ancak hava karardığında ve babası işten geldiğinde eve giren şimdinin ana babaları, çocuklarını kapı dışarı çıkaramıyorlar, zaman zaman haklı sebeplerle. Annelerinin bir bakışı ile mum kesilen, akşama babana söylerim tehditleri ile büyümüş o çocuklar, bugün kendi çocuklarının psikolojisini bozar diye HAYIR bile diyemiyorlar.
O zamanın çocuklarının, şimdiki çocukları doyumsuz, çoğu bilgisayar başında patates cipsi yediği için şişman, hepsi zehir gibi akıllı ama onca imkâna rağmen okulu pek azı seviyor. Çelik çomağı, kukalı saklambacı ve hatta uçurtma uçurtmayı bilmiyor. Onların uçurtmaları marketlerde hazır yapılmış olarak satılıyor ve babayla bir Pazar günü saatlerce uğraşarak uçurtma yapmanın zevkini ve yeşil tepelerde uçurtma uçurmanın tadını bilmiyorlar.
Okulun açılacağı haftanın öncesinde önceleri zevkle başlayan ama sonra işkence halini alan, defter kaplamanın ne demek olduğundan habersizler, defterlerin kaplanmaya ihtiyacı yok çünkü. Kâğıt onlar için buruşturulup atılabilecek bir şey, defterden kâğıt koparmanın nasıl olup da YASAK olabileceğini akılları almıyor.
Hiç dut silkelemediler, bembeyaz çarşaflara ve hiç incir ağacının ince dalına basıp yuvarlanmadılar komşunun bahçesine.
Mutlular mı?
Umarım öyleler.
Peki, çocukluklarını bizler gibi, özlemle anacaklar mı?
Umarım ...
KENDİNLE KALMAK
Zor kararları düşünerek, mantıklı bir biçimde olasılıkları hesap ederek, iyice ölçüp biçerek verebilenlere gıpta etmişimdir hep. "Yüreğinin sürüklediği yere git" hadisesi de aynı oranda anlaşılmaz gelir bendenize. Ben daha ziyade işaretler aramaktan yanayım galiba. Aklından karını/kocanı terk etmek mi geçiyor? Bir sessiz kederle kafanda dolanıp dururken bu düşünce o gece bir şey olmalı. Sana, git ya da kal diyen bir şey. Buralardan gitmek mi tırmalamaya başladı aklını? Biriyle karşılaşmalısın yolda, sana bir hikâye anlatmalı, hiç bilmeden seni korkusuz kılacak bir cümle geçmeli. Beklemediğin yerlerden işaretler gönderilmeli sana.
Doğru karar yoktur!
İşaretler doğruyu gösterecek diye de bir şey yok elbette. İşaretler doğruyu göstermezler çünkü. Onlar sadece kalbinin en dibinde istediğinin su yüzüne çıkmasını sağlayacak cankurtaran simitleri gibidirler. Sadece bir sürü hesap edilecek ayrıntıdan sıyrılıp korkulardan silkinip karar almanı sağlarlar. Doğru karar diye de bir şey yoktur. Karar vermenin kendisi doğrudur yalnızca. Kararlar da işaretleri gerektirir.
Bir havai anlatıcı
İki yıl oldu herhalde, bekliyorum. Gabriel Garcia Marquez'in hayatını anlattığı 'Anlatmak İçin Yaşamak' kitabını. Nihayet çıktı. Can Yayınları'ndan. 550 sayfa kitabı bir günde bitirmemin nedeni, sadece Marquez'in birbirine nefessiz, aralıksız bağlı anlattığı hikâyelerin insanın yakasını bırakmayan canlılığı değil. Marquez öyledir, havai bir anlatıcı. Daha sen sıkılacağını hissettiğin anda cümlenin ortasına, son derece aldırmaz görünen bir anlatıcı havasıyla öyle bir ayrıntı sıkıştırır ki, gözlerin yeniden açılır, ayılırsın ve devam edersin okumaya. Ama işte bu anlatım da değildi bu aceleci okumanın sebebi. Bir derdim vardı, o sebepten. Karar verirken işaretler arayan, giderek işaretlerin meczubu olanlar gibi bir işaret cümlesi arıyordum. Ne mi demeliydi bu cümle?
Gitmek ve kalmak
İnsanların sandığının aksine, bize dışarıdan iliştirilen iktidarlar bizi en çok güçten düşürenlerdir. Yaptığımız işlerden, bulunduğumuz konumlardan kaynaklanan güç ve konfor bizi korkaklaştırır, sindirir. Tıpkı büyüyen, yeterince büyüdükten sonra da yıkılacağının kabuslarıyla kendi kendini tahrip eden imparatorluklar gibi insanlar da yeryüzüne kendilerini korkutacak derecede fazla yayılabilir. Bu gerçeğin farkına vardıktan sonra gücünü kaybetmek korkusunu yenebilmek için, imparatorluğunu kurarken gerekenden çok daha fazla güç ve cesaret gerekir. Bu tıpkı, insanın yükseğe çıkarken değil aşağıya inerken daha çok korkması gibidir. Çocuklar ağaçlara tırmanırken korkmazlar; korktukları, inerken aşağıya düşmektir. Üstelik hayatlarının geri kalanında da aynı korkuyla boğuşacaklarını, düşmeden aşağıya inmenin mümkün olmayacağını inandırılacakları için sürekli yukarı çıkmaya çalışacaklarını bilmezler. Ama bütün bunlardan daha korkunç bir hakikat vardır.
Sadece yükseğe çıkmakla ilgilenirsen, düşebileceğin korkusuyla aşağıya inmekten korkarsan hayatın boyunca tek bir ağaca tırmanırsın. Üstelik bilirsin, yükseklerde bir yerde, eninde sonunda dallar incelir ve seni taşımayacak kadar cılız bir dalda hayat nihayetlenir!
Ağaçlar, hayatlar
Bazen, siz bir ağaca tırmanırken aşağıdakiler öyle güçlü bir alkış tuttururlar ki cılız dallara doğru ilerlemekte olduğunuzu unutursunuz. "Yukarı! Daha yukarı!" diye öyle coşkulu bağırırlar ki avuçlarınızdan akan kanı bile umursamazsınız. Ama bir anda, bazen, bazılarımız, o aşağıdakiler için tek önemli şeyin iyi bir gösteri izlemek olduğunu fark edebilir. Avuçlarına bakar; görür ki kan, aşağıya düşse de ancak bu kadar akar, daha fazla değil. Aşağıdan gelen sesler ise zaten anlamsız bir gürültüye dönüşmüştür. Bazılarımız sessizce aşağıya inmeyi seçer.
İnmeli mi, tırmanmaya devam mı etmeli? 2 yıldır bu kitabı bunun için bekliyordum işte. Bu kararı vermek için bir işaret bulurum diye. Buldum mu? Hayır. Ama bilirsiniz, bazı kararları verirken yapayalnız kalmak daha iyidir. Avcunuzun içini sizden daha iyi kim bilebilir?
ECE TEMELKURAN
KADINLAR AĞLIYORSA...
>>*Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında.
>> >>Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir
>>yazıya... En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten
>>ağlatmak
>>zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine
>>ulaşmış
>>demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan,
>> >>gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!
>> >>İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının.
>> >>Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır.
>>Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der içinden.
>> >>Ama engel olamaz işte. Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve
>>iğneler saplamaktadır..
>> >>Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın.
>> >>İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir
>>yağmur seli...
>> >>Ve kadın ağlar; hem de çok! Sanmayın ki gidene ağlar kadın!
>> >>Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı
>>yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin
>>kalacağını
>>bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları
>>olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları.Her damla
>>bir
>>derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye
>>ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle
>>demeleri.
>> >>Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler.
>>İçlerindeki
>>zehirdir
>> >>onları öldüren!
>> >>Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler
>>yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba
>>dönüşür
>>yaraları.
>> >>Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.
>> >>Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler.
>> >>Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini.
>> >>Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir.
>> >>Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler
>>kendilerine sarılmayı...
>> >>Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır
>>aslında.
>>Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça,
>> >>o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür...
>> >>Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine
>>sarılıp,yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.
>> >>Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...
>> >>İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın
>>var
>>diye; hepsi kariyer derdinde olan..Çünkü inançlarını yitirdi o
>>kadınlar.
>>Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki,,
>> >>o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru
>>olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü
>>biliyorlar ki sarıldıkları
>> >>adamlar, onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman!
>> >>Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların..
>> >>E o zaman niye sarılsınlar ki! Niye sarılalım ki!
>> >>Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki
>>olgunlaşıyordur. Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.
>> >>Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır.
>> >>Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. O da kim, ne diye
>>sormayın artık.
>> >>Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar
>>çünkü!..
>> >>
>> >>Aziz NESİN*
>> >>
>> >>
GERÇEKTEN...
- Buraların yabancısıyım...
Parkın hemen yanıbaşındaki fırını arıyorum, çok yakın olduğunu söylediler...?
- Ben de buraya ilk defa geliyorum demiş. Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.
- Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş.
Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.
biliyorsun?
Üstelik, manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız,
fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.
- Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim, demiş, görmeyi o kadar çok özledim ki.
Sizinkiler sağlam öyle değil mi?
- Artık emin değilim, demiş. Emin olduğum tek şey, senin benden iyi gördüğündür.
- Gösterdim... gördü anlamına gelmez
- Söyledim... duydu anlamına gelmez
- Duydu... doğru anladı anlamına gelmez
- Anladı... hak verdi anlamına gelmez
- Hak verdi... inandı anlamına gelmez
- İnandı... uyguladı anlamına gelmez
- Uyguladı... sürdürecek anlamına gelmez...
| . |
20.YÜZYIL TAKVİMİ
| İlk nobel ödülü verildi. Marconi, İrlanda ile Yeni Dünya arasındaki ilk radyo yayınını başlattı. Britannica tamamlandı. Mackintosh, "Hill House Chair" adlı sandalyeyi tasarladı. 1902
1905 Einstein "Özel İzafiyet Teoremi"ni yayımladı. İçlerinde Henri Matisse'in de bulunduğu Fovistler, Paris'te ilk sergilerini açtılar. |
![]() |
Termodinamiğin 3 yasası bulundu. Blackton "Magic Stylo" adlı ilk çizgi filmi yaptı. 1906 Amerikalı Henry Ford "Model T" adlı ilk ucuz seri otomobil üretimine başladı. 1908 İngiliz Soddy atom ağırlığını buldu. 1910 |
![]() |
![]() |
1911 Elektrik için süper iletkenler keşfedildi. İlk selefon üretildi. Titanic ilk seferinde bir aysberge çarparak battı. 1912 1913 Freud, "Totem ve Tabu" adlı çalışmasını yayınladı. Radyoaktiviteyi ölçen geiger sayacı keşfedildi.I. Dünya Savaşı başladı. Paslanmaz çelik Almanya'da yapıldı. 1914 Bir anti-sanat akımı olan Dadaizm, "Cabaret Voltaire" tiyatrosunun kuruluşuyla başladı. Duchamp "Pisuar" adlı eserini sergiledi. 1916 1917 Rusya'da Ekim Devrimi gerçekleşti. |
![]() ![]() |
![]() ![]() |
I. Dünya Savaşı sona erdi. Chaplin "Göçmen" (Immigrant) adlı filmi çekti. 1918 Gandhi Hindistan'da pasif direnişe başladı. 1920
1921 İlk ticari radyo kanalı KDKA, ABD'nin Pittsburgh kentinde faaliyete geçti. Diesel-elektrik lokomotif yapıldı. Mussolini İtalya başbakanı oldu. 1922 1923 Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Dondurulmuş yiyecekler yapıldı. 1924 ABD'de sıvı yakıtlı roketler ilk kez denendi. Alman Lang "Metropolis" filmini çekti. 1926 1927 Lindbergh, New Yrok'dan Paris'e ilk uçusu gerçekleştirdi. Fleming penisilini buldu. İlk 5 yıllık kalkınma planı Sovyetler Birliğinde uygulanmaya başlandı. 1928 |
![]() ![]() |
![]() |
1929 Irk ayrımı deyişi ilk kez Güney Afrika'daki ırklar arasında gözetilen ayrımı tanımlamak için kullanıldı. Whittle, turbojet motorun patentini aldı. 1930 İngiliz Cockcroft ve Walton, ilk nükleer reaksiyonu gerçekleştirdiler. 1932 1933 Hitler Almanya başbakanı oldu. Freysinnet ön gerilimli beton yöntemini geliştirdi. Joliot-Curie'ler ilk radyo-izotopları yaptılar. 1934 1935 Watson-Watt'ın çalışmalarıyla radar geliştirilmeye başlandı. İspanya'da iç savaş başladı. 1936 |
![]() |
![]() |
Orson Welles, Merihlilerin istilasını bildiren radyo şakası ile panik yarattı. Volkswagen "Kaplumbağa" üretildi. 1938 1939 II. Dünya Savaşı başladı. Füzyon kuramı ortaya atıldı. İlk yapay element olan plutonyum yapıldı. 1940 İlk nükleer reaktör Chicago'da kuruldu. 1942 1943 ABD'de geniş çaplı boru hattının döşenmesiyle petrol dağıtımı kolaylaştı. IBM, mekanik bir hesap makinesi yaptı. 1944 Sarte, "Varoluşçuluk" adlı broşürü yayımladı. 1946 1947 Amerikalı mimar R. Buckminster Fuller, jeodezik kubbe sistemini buldu. Hindistan bağımsızlığını kazandı. |
![]() |
![]() ![]() |
Depolanabilir programlı ilk bilgisayar Mark 1, Manchester Üniversitesi' nde yapıldı. Carlson, bir tür fotokopi olan zerografiyi buldu. 1948 1949 Amerikalı Hench, eklem yangısı tedavisinde ilk kez kortizon kullandı. Çin Halk Cumhuriyeti kuruldu. Kore Savaşı başladı. 1950 İngiliz oyun yazarı Beckett "Godot'u Beklerken" adlı yapıtını gerçekleştirdi. 1952 1953 ABD'de renkli TV yayınları başladı.Pearson ve arkadaşları, bir fotoelektrik hücresi olan güneş pilini geliştirdi. Akira Kurosawa "7. Samuray" filmini çekti. 1954 1955 Salvador Dali "Şaraplı Ekmek Ayini" adlı tablosunu yaptı. İlk video kayıt cihazı Ampex Corporation tarafından üretildi. Elvis Presley, "Love Me Tender" şarkısını ilk kez seslendirdi. 1956 Nasa kuruldu ve ilk Amerikan uydusu Explorer uzaya fırlatıldı. 1958 1959 Alman romancı Gunter Grass "Teneke Trampet" adlı eserini yazdı. |
![]() ![]() |
![]() ![]() |
ABD'li Maiman lazeri buldu. Alfred Hitchcock "Sapık" filmini çekti. Beatles grubu kuruldu. 1960
1961 Berlin duvarı inşa edildi. SSCB'li Yuri Gagarin uzaya çıkan ilk insan oldu. Amerikan kuruluşu Unimation, ilk sanayi tipi robotları piyasaya sürdü. 1962 1963 İlk video ABD'de üretildi. Moog, synthesizer'ı icat etti. 1964
1965 İngiliz Gabor, üç boyutlu fotoğrafı buldu. SSCB'nin yolladığı Luna 9, aya ulaştı.
Pink Floyd kuruldu. 1966 Jethro Tull ve Led Zepplin ilk albümlerini çıkardı. Avrupa'da gençlik hareketleri başladı. 1968 1969 ABD'li Neil Armstrong, aya ayak basan ilk insan oldu. İlk Woodstock Müzik Festivali gerçekleşti. İlk mikro işlemci İntel4004 üretildi. 1970 1971 Visconti, "Venedik'te Ölüm" filmini çekti. Filipinler'de taş devrinde yaşayan bir insan topluluğu bulundu. D Vitaminin rolü İngiliz bilimadamlarınca açıklandı. 1972 SSCB ilk uzay laboratuvarı Salyut4'ü yörüngeye oturttu. 1974 1975 İlk video klip, Queen topluluğunun "A Night at the Opera" parçası için yapıldı. |
![]() ![]() |
![]() |
İngiliz-Fransız ortak yapımı süpersonik yolcu uçağı Concorde, Avrupa-Washington seferine başladı. 1976 1977 ABD binalara zarar vermeyen, yalnızca canlıları öldüren nötron bombasını geliştirdi. Philips, ilk Compact-Disk (CD)'yi üretti. İlk tüp bebek, İngiltere'de doğdu. 1978 1979 Sovyetler Birliği Afganistan'a girdi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) çiçek hastalığının dünyadan silindiğini açıkladı. İran-Irak savaşı başladı. 1980 arasında Falkland savaşı başladı. 1982 1983 Chicago'da ilk defa bir zenci, belediye başkanı seçildi. Çek yazar Milan Kundera, "Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği" romanını yazdı. Madonna ilk albümünü çıkardı. 1984 1985 Sanatçı Christo, Pont-Neuf köprüsünü kumaşla sardı. Challenger uzay mekiği havada patladı. Çernobil Nükleer Santralı kazası geniş bir alanı radyasyona maruz bıraktı. 1986 |
![]() ![]() |
![]() |
1987 Micheal Jackson "Bad" adlı parçasını yaptı. Gorbaçov, Glasnost ve Perestroika politikalarını uygulamaya koydu. Japon Mimar Pei'nin Piramidi, büyük tartışmalara yolaçtı. 1988 Romanya'daki ayaklanmada Çavuşesku eşiyle birlikte kurşuna dizildi. 1990 1991 SSCB dağıldı, Rusya Bağımsız Devletler Topluluğu kuruldu. Balkanlar ve Kafkasya'da iç savaşlar patlak verdi. 1992 |
![]() |
![]() |
1993 Irak'ın Kuveyt'e girmesiyle başlayan gerginlik, ABD'nin Irak'a saldırısıyla sonuçlandı. Mandela, Güney Afrika'nın ilk siyah lideri oldu. Tarantino, "Pulp Fiction" adlı filmi çekti. 1994 1995 Dünyanın 7 harikasından biri olan İskenderiye Fenerine ait kalıntılar bulundu.Papa 2. John Paul, Küba'yı ziyaret etti, Castro ile görüştü. 1996 Rusya'daki ekonomik kriz, tüm dünyayı sarstı. 1998 |
HAYATIMIZI DEĞİŞTİRECEK KELİMELER
Yaşamın içinde kullandığımız kelimeler duygularımızı ve düşüncelerimizi programlıyorlar. Negatif kelimeler içimizdeki heyecanı yok ederken, sürekli içimizde fısıldadığımız pozitif kelimeler ise, bizi hem motive ediyor hem de daha iyi hissetmemizi sağlıyor. Yaşamınıza ve duygularınıza yeni bir başlangıç yapmak istiyorsanız, size önereceğimiz 10 kelimeyi hayatınızın bir parçası yapın ve her hafta kendinize tekrarlayın.
Başlamak: Hayatınıza yeni bir yön vermenizin en önemli yolu, başlamaktır. Başlamak kelimesi aklınıza herşeyi getirebilir. Hep yapmak istediğiniz ama bir türlü fırsatını yaratmadığınız birşey, yeni bir dil, okula geri dönmek, hiç yapmadığınız bir yemeği yapmak, eski bir dostu aramak, yürümeye başlamak vs. Başlamak istediğiniz şeyler gözünüzü korkutuyorsa, öncelikle kolay ve yakın plan şeyleri yapmayı deneyebilirsiniz.
Hayal etmek: Hayal gücünün sınırı yoktur. Çocukken oyun oynarız, ama yetişkin olduğumuz zaman bizim için hayal diye bir dünya yoktur, gerçeklerle boğuşur, çocukluk hayallerimizi unutur gideriz. Hayalimizde neler kurarız? Cennet gibi bir adada tatil, iyi bir kariyer ve iş vs. Bu hayaller gerçekte ne kadarını yapabileceğimizi de bize gösterir ve hayal kurmak başarının ilk adımıdır.
Gülmek: Gülmek insan ruhunun en iyi ilacıdır. Perspektiflerinizi geliştirir, sağlıklı hissetmenizi sağlar ve size zor görünen birtakım şeylerin altından daha kolay kalkmanıza neden olur. Çocuklarınıza anlatacağınız komik fıkra ve hikayeler öğrenin, en sevdiğiniz karikatürü duvara asın ve eski bir arkadaşınızla buluşup, geçmiş günleri yad ederek mutlu olun.
İnanmak: Kendinize yapacağınız işte ne olursa olsun başarılı olacağınızı söyleyin. Güne pozitif başlayın ve kendinizi iyi ve olumlu şeylerin yaşanacağı birgün olduğuna ikna edin. Eğer kendinize hedeflerinizi gerçekleştiremeyeceğinizi söylerseniz, gerçekleştiremezsiniz. İnançsız hiçbirşey yapılmaz hiçbirşeye sahip olunamaz.
Keşfetmek: Bilmiyorum demek bazen risklidir. Bulmaya, öğrenmeye çalışmak bilmenin yarısıdır. Yeni yerler gezin, keşfedin, yeni insanlarla tanışın, konuşun. Kısacası yaşamı küçük küçük adımlarla yeniden keşfe çıkın.
Oynamak: Biz yetişkinler gerçek dünyanın içinde kaybolup, eğlenmeyi unutur, ihmal ederiz. Haftanın 1 gününü de kendinize tatil olarak ayırın ve gerçekten ne iş, ne ev, ne de koşuşturmaca, düşünmeyin. Arkadaşlarınızla kağıt oynayın, çocuğunuz varsa, onunla sohbet edin, kafanızı dağıtın. Hafif ve sakin geçen günün ardından ertesi gün çok daha taze ve dinç kafayla işleri düşünebilirsiniz.
Güvenmek: Karar verme şeklinizi bir daha gözden geçirin.Her zaman için ilk verilen kararlar daha doğrudur unutmayın. Kararsızlık bir konu hakkında kötü karar vermekten bile daha acıdır. İç sesinize güvenmezseniz, büyüyemezsiniz.
Dinlemek: Çoğu zaman birini dinlerken 2. dakikada kafamız başaka yerlere gider ve dağılır , konudan uzaklaşırız. Kelimler ve duyduklarımız bizim için birşey ifade etmez. Oysa karşınızdaki insanı mutlaka dinleyin, kaybedecek hiçbirşeyiniz olmaz ama günün birinde o da sizi dinlemezse, dikkatini vermezse neden diye sormayın.
Yaratmak: Hızla değişen ve gelişen dünyaya ayak uydurmak için sürekli birşeyler yaratmaya çalışın. Yaratıcılığınızı pekiştirmek için kendinizi oyalayacak şeyler bulun. Değişik tarzda müzik dinlemek, dişinizi diğer elinizle fırçalamak gibi günlük yaptığınız işleri farklı yapmaya çalışarak beyin oyunları oynamaya başlayabilirsiniz.
Dokunmak: İnsanoğlu dokunmayı sever ve dokunulmasını da ister. Dokunmak sevgi, şefkat anlamındadır ve bizi daha iyi hissettirir. Her sabah kapıdan çıkmadan önce, eşinizi 30 saniyede olsa mutlaka öpün ve ona sarılın. Kendinize haftada veya 2 haftada bir masaj yaptırın. Konuşurken arkadaşınızın sırtına dokunun.!
KAPILAR
Adamın biri hayatı boyunca hep hukuk okumak istemiş. Avukat olmasını sağlayacak herşeyi yapmaya razıymış. Ve masal bu ya, gitmiş, HUKUK'un kapısında beklemeye başlamış. Bu oldukça heybetli, büyükçe kapının önünde, içeri alınacağı günü, avukat olabileceği anın hayallerini kurarak heyecanla bekliyormuş.
Aradan yıllar, yıllar geçmiş, ama kapı hiç açılmamış. Fakat kahramanımız azminden hiçbirşey kaybetmeden sabırla beklemiş. Nedense, ne kapı kendisine açılmış, ne de başka gelip başvuran, avukat olmayı isteyen biri çıkmış. Ve yaşlanıp da ölüm iyice yaklaştığında, yaşlıca bir adam çıkagelmiş. Zavallı kahramanımız o kadar utangaçmış ki, neden kapının kendisine hiç açılmadığını soramamış. Fakat utana-sıkıla da olsa, "Ben uzun yıllardır avukat olabilmek için bu kapıda bekliyorum, neden hukuk bu kadar popüler iken, bunca yıl hiç gelip başvuran olmadı, neden kimse avukat olmak istemedi?" diye sormayı başarabilmiş.
Yaşlı adam gülümseyerek, "Asıl merak ettiğin şeyi biliyorum. Biz herkese ömrü boyunca birden çok kez, bizden istedikleri kapıları yaparız. O kapıları da asla kapalı tutmayız. Sen bunca zaman kapının önünde bekledin, bize yalvardın, dua ettin, ne kadar istediğini göstermek için çeşitli yollar denedin. Ama bir kez olsun kapıyı açmaya çalışmadın. Eğer kapının görkeminden etkilenmeyip korkmasaydın, o kadar büyük kapının bir parmak hareketiyle bile kolayca açılabileceğini görürdün. Biz size gerçekten istediğiniz her kapıyı yaparız, ama açıp açmamak tamamen size bırakılmıştır. Neden hiçkimsenin gelmediğini de merak ediyorsan; her kapı sadece bir kişi için yapılır, bu kapı da sadece senin için yapıldı, ve şimdi ben seni de yanıma alıp kapıyı da sonsuza dek açılamayacak şekilde kapatıyorum. Hadi gidelim." demiş.
Franz Kafka / DAVA
ANNEM VE HEPİMİZ
MERHABA!!!
BU YAZININ AYNISINI BAŞKA BİR BLOGDA DAHA...EEYC'NİN BLOGUNDA DA OKUYACAKSINIZ...
ANNECİĞİM,TANIDIĞIM EN HARİKA KADIN O...
ONUN CÜMLELERİNİ SİZİNLE KENDİ BLOGUMDA DA PAYLAŞMAK İSTEDİM...ÇÜNKÜ BEN ONUN KADINLIĞI,ANNELİĞİ SAYESİNDE VARIM...ONUN CÜMLELERİYLE BÜYÜDÜM,ONUN SÖZLERİ AYDINLATTI,BÜYÜTTÜ BENİ VE YİNE ONUN CÜMLELERİYLE BU GÜNÜ KUTLAMAK İSTİYORUM
HEPİMİZİN DÜNYA KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN...
AKILLI ERKEK,KARISINI MUTLU EDER,MUTLU KADIN ASLA KÖTÜLÜK DÜŞÜNMEZ VE YAPMAZ.
GERÇEK ANLAMDA MUTLU OLAN KADIN,COŞKULUDUR,SEVİNÇLİDİR,CÖMERTTİR,İYİ KALPLİDİR,SAĞLIKLIDIR,ÖZVERİLİDİR,ÇALIŞKANDIR,YARDIMCIDIR,SEVECENDİR,İYİ BİR ANNE,İYİ BİR EŞTİR,ETRAFA NEŞE SAÇAR.
MUTLU YARINLAR,ANCAK MUTLU KADINLARLA GERÇEKLEŞİR.
NOT:
(EĞER BİR "ERKEKLER GÜNÜ" OLSAYDI,AYNI ŞEYLERİ ERKEKLER İÇİN DE YAZARDIM,ÇÜNKÜ UMUTLU YARINLAR ANCAK MUTLU İNSANLARLA GERÇEKLEŞECEK,ÇEVREMİZDEKİ HERKESİ MUTLU ETMEYE ÇALIŞIRSAK,BİZLER DE MUTLU OLURUZ)


























