KONUŞ ONUNLA
Sinema salonunun koltuğunda öylece oturmuş kalmışız. Kimse kusura bakmasın filmin sonunu anlatıyorum; bir yeşillik kaplıyor beyaz perdeyi ve yüzlerimize ne zaman yapıştığını hatırlamanın imkansız olduğu bir tebessüm, dökülmek için büyük çaba harcayan gözyaşlarıyla mücadele ediyor. Ve sevdiğimizi söyleyecek, konuşulması gereken birilerinin varlığını arıyoruz. O insanları yakınımızda tutabilmek için herşeyi yapmamızın gerektiğini anlıyoruz.
“Onunla Konuşmak” gerekiyor. Artık bunu çok iyi biliyoruz...
Bir tarafta rüya gibi balerin bir kız. Diğer tarafta “yılandan korktuğu kadar boğadan korkmayan” bir matadore... Benigno evini bale salonunun tam karşısına yerleştiriyor, ağlamaklı, narin yazarımız ise o kadının boğalarla danslarını izlemek için ilgisinin olmadığı boğa güreşlerini izliyor. Balerin kızımız yağmurlu bir günde hastaneye düşüyor. Ve onunla beraber Benigno...
Korkunç bir olayın hazırlıkları arenanın soyunma odasında başlıyor. İnce ince hazırlıklarını tamamlıyor matadore. Kızgın boğa onu ilk hamlede sahadan siliyor. Oysa o kadın boğalarla sevişebilecek kadar yakın. Yapmıyor. Yerle bir oluyor.
Derken ikisi aynı hastaneye düşüyor dört yıl arayla. Komşu oluyorlar. Lydia’nın sevdikleri doktorların söyledikleri “bilimsel olarak imkansız” cümlesini hiç unutmuyor. Lydia’nın hiçbir şey duyamayacağına inanıyorlar. Oysa Benigno yalnızca yüreğinin sesini dinliyor. “Onunla Konuşuyor”. Daha doğrusu onunla iletişim kuruyor. Bu iletişimin kurulması için elinden gelen herşeyi yapıyor. O melek gibi balerinin komaya girmeden önce yaptığı herşeyi yapıp, yaptıklarını anlatıyor. Ona aşkını, süslü sevgi sözcükleriyle değil, bizzat varolarak anlatıyor.
Etrafındaki herkes, Benigno’ya deli gözüyle bakıyor. Aklımıza “Deliliğin Tarihi” geliyor. O sevdiği kadınla birlikte oluyor, ancak onu tecavüz suçundan gözaltına alıyorlar. Oysa ki; Benigno, sevdiğini bildiği kadar sevildiğini de biliyor. Tedavisi sonuç veriyor. Kalbin sesi “aklın sesini” bastırıyor. Konuşanla konuşmayan bir olmuyor.
Bilimin rasyonal aklı haklı çıkıyor. Günün birinde modern tıbbın tüm çabalarına rağmen Lydia ölüyor. Rasyonal akıl haksız çıkıyor. Günün birinde modern tıbbın tüm çabalarına rağmen Alicia yaşıyor.
Benigno’nun yağmurlu bir günde hapishaneden kaçışı, o melek gibi balerine ikinci şoku yaşatıyor. Alicia vücudunun her yeriyle Benigno’ya yanıtını veriyor. Evet diyor... Yüzlerimize yapışmış olan tebessümü fark ediyoruz. Oysa bu evet yanıtını Benigno’nun duymasına olanak yokken tebessüm ediyoruz.
İletişimin formülize edilmiş yönünün tadsızlığıyla değil, içinden geldiği gibi, inandığın gibi kurulan iletişimin keyfini çıkarıyoruz. Ölümün olduğu heryerde trajedi var mıdır diye soruyorum. Onu sanat eleştirmenleri uzun uzun tartışır. Ben kurulan bu muhteşem iletişimin, irrasyonal düşüncenin zaferini depozitolu, cam şişeden gazoz içerek kutluyorum.
Konu: tbrkler
Çok güzel bir yazı olmuş, ellerine sağlık.
Bağlantı »